Tarsus'un İşgal ve Kurtuluşu-11

 

20 GÜNLÜK ATEŞKES

Fransızlar Güney ve Güney Doğu Anadolu topraklarının işgal görevini İngilizlerden devraldığı zaman oldukça sevinçli ve ümitliydiler. Çünkü Çukurova’nın göz alıcı topraklarından Urfa’ya kadar uzanan Anadolu toprakları ve daha güneyde Suriye toprakları kendi yönetimine girmişti. Bu zengin ve bereketli bölgeden uzun yıllar yararlanacaktı. İngilizlerin Ermenilere vermek istediği bu bölgede, Ermeni eşkıyalarına ve komitecilerine Fransız üniforması giydirerek kullanması düşündürücüdür.

Fransızlar bu bölgede umduklarını bulamadılar. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, Fransız komutanlarını kötü yönetimidir. Baskıcı, zorba ve eziyet etmekten hoşlanan kişiler burada görev aldılar. Bir yıla yakın bir süre İngilizler aynı bölgede işgalci oldukları halde, fazla bir olay olmamıştır. Fransızlar yönetimi devraldıkları zaman baskı, cinayet, hırsızlık, taşkınlık da artmıştır.

Fransızların başarısızlığında ikinci önemli etken olup, cinayet, hırsızlık ve çeşitli olayların artmasının tek sebebi Fransız üniforması giyinmiş olan Ermeni komitacılarıdır. Bunlar ve bu bölgede yaşayan Ermeniler iş birliği yaparak yerli halka yapmadıklarını bırakmadılar.

Hangi canlıyı ele alırsanız alınız, yapılan zorbalığa karşı mutlaka tepkisini gösterir.  Konu Türk insanının esareti olunca, bu daha çok önem kazanmaktadır. Türkler yaratılış itibariyle işgale uğramayı ve esareti sevmez. Özellikle Fransız askerinin ve Fransız üniforması giydirilmiş Ermeni eşkıyalarının mezalimi karşısında hiç sessiz kalamazdı. Kalmadı da… Sivas’tan aldığı talimat ile derhal teşkilatlandı, milisler kuruldu, işgale karşı silahlı direniş başlatıldı.

Fransızlar bütün üstünlüklerine rağmen güneyin yiğit insanları karşısında tutunamadılar. Mersin, Tarsus, Adana, Antep, Maraş, Urfa havalisinde büyük mücadeleler, muharebeler yapıldı. Yurdun her köşesinde olduğu gibi bu bölgede de Kuvayı Milliye başarılı oldu.

Fransızlar bütün bölgede günden güne güçlenen, çoğalan millî kuvvetler karşısında zorlandılar. Durumları kötüye doğru gitmeye başladı. Bir anda işgalci iken esir durumuna düşebilirdi. Gerçekten Fransızlar zor durumdaydılar. İçine düştükleri durum karşısında nefes alamaz oldular. Biraz nefes almaya ihtiyaçları vardı.

Mersin-Tarsus-Adana-Maraş-Urfa-Hatay-Antep bölgelerinde vatanlarını kurtarmak çabasıyla dağlara çıkan Türkler, çete-gerilla savaşlarıyla başarılı oldular. Fransızlar şaşkın haldeydiler. Fransız kamuoyu bu başarısızlıklarda hükûmeti suçluyordu. Ayrıca Fransız milleti savaştan bıkmış, usanmıştı.

Bu sebeple savaş yerine barış için Ankara ile temasa geçtiler. Araya arabulucular koydular. Ankara’ya görevli subay ve sivil görevliler gönderdiler. Görüşmeler yapıldı. Fransızların istediği kısa süreli ve Adana çevresinde ateşkes isteği idi.

Bazı milletvekilleri karşı çıkmıştı. Ama Mustafa Kemal Fransa’nın başvurusunu önemli saymış ve geleceğe açılan bir kapı olarak görmüş, ateşkesi kabul etmişti.

Bu kabul edişin önemli bir noktası, Birinci Dünya Savaşı’nın iki galip devletinden birisi olan Fransa, ilk defa İstanbul Osmanlı Hükûmeti yerine Ankara’da TBMM Hükûmeti’ne müracaat ediyordu. Ankara’yı yok sayan İngiltere ve Fransa açısından bu olay bir dönüm noktasıydı. Ankara tanınmış oluyordu.

Bundan sonraki gelişmeler için bir başlangıç olarak kabul edilmeliydi.

Daha önemli olanı, Güney Cephe Komutanlığı organize edilerek bu 20 gün içinde yeniden gözden geçirilecek, yeniden düzenlenecek ve milis teşkilatından düzenli ordu sistemine geçiş için bir temel oluşturulacaktı.

Ayrıca bu 20 gün içinde o yıl bol ve bereketli olan buğday hasadı için bir fırsat doğacaktı.

İşte bu ortamda 20 günlük ateşkes anlaşması yapıldı.

Fransızlar Açısından

Mersin’den Urfa’ya kadar uzanan çizgide, Fransızlar ve özellikle Fransız üniforması giyinmiş Ermeni komitecileri, insanlığa sığmayan, hakaretten cinayete kadar her türlü zulmeti yapan bir işgal yönetimiyle başarılı olamadılar. Bunların bu kadar zalimliği, bu bölgenin kahraman evlatlarını kamçılayan, kurtuluş için teşvik eden bir ortam hazırladı. 1919 yılında teşkilatlanmalar tamamlandı. 1920 yılı başından itibaren Kuvayı Milliye birlikleri kuruldu. Bölgede güçlendi. Fransızlar kıskacın içine girdiler, nefes alamaz duruma geldiler. Bir an önce ateşkese ihtiyaç olduğunu gördüler. Doğu Orduları Komutanlığı telaşa düştü. Askerlerin moralleri zayıflamış, her yerde yeniliyorlar, esir sayısı günden güne çoğalıyordu. Şehirlere ilerleyen Türkleri durdurmak gerekiyordu. Bunun için Ankara ile ilk defa temasa geçtiler.

Son olarak Kavaklıhan savaşları ile Pozantı’daki Binbaşı Mesnil komutasındaki taburun esir olması, haklı olduklarını ortaya koydu.

Fransız üst komuta kademesi bunun yararının olduğunu görmüş ve teklif etmişti. Ama bunu haklı bulmayan ve eleştirenler de olmuştu.

Fransa’nın Suriye’deki Yüksek Komiseri General Gourand, Ankara hükûmetiyle anlaşma yanlısıydı. Yapılacak 20 günlük ateşkesten sonra, savaşı sona erdirecek bir adım atılmasından ve barış getirecek antlaşmadan yanaydı.

Fransız istihbarat servislerinde ve savaş tarihi belgelerinin değerlendirilmesinde uzun yıllar çalışmış olan Remuzat’ın notları, eleştirilerle doludur.

Güney, Güneydoğu Anadolu ve Suriye bölgesi Fevkalade Komiseri olarak General Guro Beyrut’a gönderilmişti. 1921 yılı bütçesinden yüklü miktarda ödenek istiyordu:

Kilikya’da 15 Ağustos 1920 tarihli mukavelenin yüklediği görevlerin yerine getirilmesi gereğinden ve Kilikya’da ekonomik menfaatlerin büyüklük ve öneminden bahsetmişti. İleride harcamaların azalacağını söylemesi üzerine Fransız Millî Meclisi’nde bu konu çok şiddetli tartışmalara sebep olmuştu. Bütçe Komisyonu Raportörü Şarl Dübon asabiyetle bağırır:

-Bizi savaşa sürükleyen sergüzeşt için para vermeyeceğiz. Kilikya isyan içindedir. Orada askerlerimiz daima tehlikededir. Derhal Türklerle uzlaşınız. Kendilerine ait olan bu memleketi onlara iade ediniz. İtalyanlara bakınız. Onların hayalperest diplomatları da Antalya havalisini medenileştirme, istismar, himaye eylemeyi hayal etmişlerdi. Bereket versin ki akılları sonradan başlarına geldi. Askerlerini geri çektiler. Kiyolti gibi yapınız. Fütuhat fikri hastalığından vazgeçerek seri olarak istila ettiğiniz memleketleri tahliye ile sizden bir şey istemeyen ahaliyi kendi haline bırakınız.”

Fransa’da Türk dostluğunun alemdarı sayılan Piyer Loti de, “Kuvvetlerimizin Doğu’da Çöküşü” başlıklı yazısında şöyle diyordu:

“Bu çöküşü, ırkımızın tarihinde siyasetimizin ebedi vicdanı sonunda zaafını anlayacak ve bu yoldan dönecektir. Kilikya gerçek Türk namuskârlılığının koparılmaz bir parçasıdır.”

Yine o günlerde Fransız Millî Meclisi’nde Güney bölgesindeki Kuvayı Milliye hareketlerine değinen bir milletvekili, Türk Millî Kuvvetlerini “eşkıya” olarak vasıflandırmıştı. Milletvekilinin bu beyanına karşı söz alan Fransız Dış İşleri Bakanı Mösyö Briyan şöyle cevap vermişti:

“Sayın milletvekili bilmelidir ki, eşkıya diye vasıflandırdığı Türklere bizim memleketimizde “vatansever” derler.  Onlar yurtları için hayatlarını feda eden kahramanlardır.”

Türkler Açısından

Ankara, ilk defa kendilerine gelen Fransa’yı eli boş göndermek istemiyordu. Bu ateşkesten sonra Çukurova’nın boşaltılmasıyla sonuçlanacak kararların alınacağını düşünüyordu.

Mustafa Kemal, bu 20 gün içinde güney cephesindeki kuvvetlerin, “çete” adı verilen milislerin düzenli ordu şekline getirilmesi için çalışılmasını, yeterli tedbirler alınarak, kuvvetlerin yeniden organize edilmesini amaçladı. İkinci ve gerçek amaç ise, savaşın galibi Fransa’nın barışa adım atmış olmasıdır.

Fransızlarda olduğu gibi, Türkler arasında da 20 günlük ateşkese karşı çıkanlar olmuştur. Bunlar Güney Cephesindeki subaylar idi.

Ateşkesin başladığı günlerde savaşın avantajı Türkler tarafına geçmişti. Her bölgede üstünlük sağlanmaktaydı. Türkler ilerledikçe Fransızların moralleri bozuluyor, şehirlere sıkışıyordu. Üstünlüklerini kaybediyorlardı.

Kuvayı Milliye birlikleri Fransız kuvvetlerini bozguna uğratıyorlardı. Karboğazı zaferi Ankara’ya ya geç ulaştı yahut da hiç ulaşmadı. 20 günlük anlaşma sağlandı. Böylece cephe boyunca üstün olduğumuz bir ortamda, Fransızlara nefes alma, yeniden takviye ve moral alma fırsatını vermiş olduk. Karboğazı zaferinden sonra Tarsus ve Adana’nın her an kurtarılması bekleniyordu. 20 günlük ateşkes ile bu beklemeye alındı.

Güney Cephesindeki subaylar, bu sebeplerle ateşkese karşı çıktılar. Bir başka alınganlık da cephedeki komutanların fikirlerinin alınmamasıydı.

Bu düşüncelerin daha fazla huzursuzluk yaratmaması için Ankara işi sıkı tuttu. Milis teşkilatından düzenli orduya adım atılması gerekirken, bu duygulara kapılarak dağılmak önlenmeliydi. Genelkurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey cepheye gönderdiği talimatlarında, 20 günlük ateşkesin kesin şekilde uygulanmasını emretti.

Halk arasında da aynı şaşkınlığı yaşayanlar oldu. Ateşkes 31 Mayısı 01 Hazirana bağlayan gece başladı. Yani Mesnil taburunun esir alınmasından iki gün sonra.  Ateşkesin başladığı gün, Mesnil taburu Karaisalı’ya götürüldü.

Kuvvetlerimizin bu başarıları halkımızı da sevince boğmuştu. Artık başları daha dik geziniyorlardı. Bölgede yaşayan Ermenilere ve Fransızların yerli işbirlikçilerine karşı daha cesur davranıyorlardı. Hemen herkes Adana’nın ve Tarsus’un kurtarılmasını beklerken, hiç beklenilmeyen ateşkes haberini alınca büyük bir şaşkınlık yaşadılar. 

Bazıları Karboğazı’ndaki zafer haberi Ankara’ya ulaştırılsaydı veya görüşmeler birkaç gün uzatılsaydı 20 günlük ateşkesten vazgeçilebilirdi diye düşünebilir. Bence Mustafa Kemal, bir iki noktanın değil, bölgenin tamamının boşaltılmasını düşünüyordu. Buna rağmen ateşkesi imzalardı.

20 GÜNLÜK ATEŞKES ANLAŞMASI

Ankara TBMM Hükûmeti ile Fransa arasında yapılan 20 günlük ateşkes anlaşması şöyledir:

Madde 1- 29/30 Mayıs 1920 gece yarısından itibaren bütün Fransız cephesinde çarpışma duracaktır. Bu tatil süresi 20 gündür.

Madde 2- Pozantı ve Sis’te (Kozan’da) bulunan birlikler bulundukları mahalleri tahliye edecekler, garnizonlar Mersin-Adana hattına çekileceklerdir.

Madde 3- Antep şehri boşaltılacak, içerideki Fransız birlikleri karargâhına çekilecektir. Ermeni mahallesine karşı yeni hiçbir saldırıda bulunulmayacaktır. Bütün bu tahliyeler ilk 10 gün zarfında yapılacaktır.

Madde 4- Savaş esirleri ile siyasi sebeplerden dolayı tutuklu bulunanlar Fransız ve Türk askerî makamları arasında kararlaştırılarak şartlar içerisinde değiştirilecektir. Türk askerî yetkilileri ile Fransız yetkilileri bu esir mübadelesinin 10 gün içerisinde yapılması amacıyla görüşmelere başlayacaklardır.

Madde 5- Bu savaş tatilinin sağlanması için Fransızların birinci ve ikinci tümen komutanları birleşerek ileri karakollara gereken emri verecekler ve Adana Valisiyle Türk memurları arasında serbestçe yazışmalar yapılacaktır.

BREMOND’UN MEKTUBU

Adana’daki Fransız temsilcisi, Başadministratör Brémond, 20 günlük anlaşma konusunda 02 Haziran 1920 günü Adana Valisi’ne bir mektup gönderdi. Buna bir ek mektup daha göndererek bazı açıklamalarda ve tehditlerde bulundu. Brémond’un Adana Valisi’ne gönderdiği ikinci mektup şöyledir:

“02 Haziran 1920 günü yazdığım mektubuma ek olarak bu anlaşmanın Mustafa Kemal Paşa’nın isteği ile Beyrut’a gönderilen temsilcisinin başvurusu ile kabul edilmiş olduğunu bilginize sunarım.

Bu 20 günlük anlaşma özellikle askerî bir anlaşmadır. Bitimindeki eski durumda bir değişiklik olmayacaktır. Her türlü kargaşalık teşebbüsü evvelki gibi aynı şiddetle yok edilecektir.”

Brémond, ateşkes sağlandıktan sonra, ateşkesi kendilerinin değil, Mustafa Kemal’in istediğini yazmaktadır. Bu ifade, içinde bulundukları psikolojinin bir ifadesidir. Mektup bu ezikliğin izleriyle devam etmektedir. Ateşkesten sonra yine bırakılan noktadan devam edileceğini; yani düşmanlığın eskisi gibi süreceğini yazmıştır. Ateşkes süresi içinde olay çıkaranların eskisi gibi ağır bir şekilde cezalandırılacağını tehditler savurarak hatırlatmıştır. Bu ifade, Fransızların daha önce Türklere nasıl davrandıklarını açıkça ortaya koymaktadır. Brémond’a göre ateşkesi sadece Türkler ihlal ederler. Olayları çıkaranlar mutlaka Türklerdir. Peki, olayları çıkaranlar Türkler değil, Ermeniler ve kendi işbirlikçiler olursa ne yapacaktır?

MUSTAFA KEMAL ANLATIYOR

Brémond, 20 günlük ateşkes teklifinin Mustafa Kemal Paşa’dan geldiğini yazarken ne kadar inandırıcıdır, bilemiyorum. Ama bizdeki kayıtlar bunun aksini yazmaktadır. Mustafa Kemal’in Nutuk’ta anlattıkları ve diğer yazılanlar bu yoldadır.

Mustafa Kemal Nutuk’ta Güney Cephesi konusunda bilgi verirken, Fransızların ateşkes için geldiğini açıkça anlatmaktadır. Bilgi şöyledir: 

“Güney Fransız cephesi:

a) Doğrudan doğruya Adana Bölgesinde, Fransız birliklerine karşı Mersin, Tarsus, İslâhiye bölgelerinde ve Silifke dolaylarında millî kuvvetler kurulmuş ve çok cesurca faaliyete geçmişlerdi; Doğu Adana Bölgesinde, “Tufan Bey” unvanıyla hareket eden Yüzbaşı Osman Bey'in kahramanlıkları kayda değer. Millî müfrezeler, Mersin, Tarsus, Adana şehirlerinin girişlerine kadar hâkim oldular. Pozantı'da Fransızları kuşatarak geri çekilmeğe mecbur ettiler.

b) Maraş'ta, Antep'te, Urfa'da ciddi savaş ve çarpışmalar oldu. Sonunda işgal kuvvetleri buralardan çekilmek zorunda bırakıldılar. Bu başarıların kazanılmasında başlıca amil olan Kılıç Ali ve Ali Saip Beylerin adlarını anmayı görev sayarım.

Fransız işgal bölgelerinde ve cephelerinde millî kuvvetler, her gün daha esaslı bir surette teşkilatlanıyorlardı. Millî kuvvetler, ordu birlikleriyle de takviye olunmağa başlanmıştı. İşgal kuvvetleri, her taraftan sıkı ve şiddetli bir şekilde zorlanıyordu.

Efendiler, bu durum üzerine Fransızlar, Mayıs 1920 başlarından itibaren bizimle temas ve görüşme imkânı aradılar. Önce Ankara'ya İstanbul'dan bir binbaşı ile bir sivil geldi. Bu zatlar, İstanbul'dan evvelâ Beyrut'a gitmişler; eski Van Mebusu Haydar Bey bunlara aracılık ediyordu. Bu görüşme ve konuşmalarımızdan esaslı bir netice çıkmadı. Fakat mayıs sonlarına doğru, Suriye fevkalade komiseri adına hareket eden Mösyö Duquest adında bir zatın başkanlığında, bir Fransız heyeti Ankara'ya geldi. Bu heyetle yirmi, günlük bir ateş-kes yaptık. Bu geçici ateşkeste biz, Adana bölgesinin boşaltılmasına bir başlangıç hazırlamak gayesini güdüyorduk.

Efendiler, bu Fransız heyetiyle yaptığım yirmi günlük ateşkes, Büyük Millet Meclisi'nde bazılarının itirazlarına uğradı. Hâlbuki benim, bu ateşkesi kabul etmekle sağlamak istediğim faydalar şunlardı:

Evvela, Adana bölge ve cephelerinde bulunan ve kısmen askerle de takviye olunan millî kuvvetleri, sükûnetle yeniden düzene sokmak istiyordum. Millî kuvvetlerin bu ateşkes süresi içinde dağılmaları ihtimalini de dikkate alarak ateşkes tebliğini de bazı tedbirlerle beraber emrettim. Bundan başka, Efendiler, önemli saydığım siyasî bir faydayı da sağlamak istiyordum. Büyük Millet Meclisi ve Hükûmeti, henüz İtilaf devletlerince elbette ki tanınmamıştı. Aksine, memleket ve milletin mukadderatıyla ilgili meselelerde, İstanbul'da Ferit Paşa Hükûmeti ile münasebet ve muamelede bulunmaktaydılar. Bu bakımdan, Fransızların İstanbul Hükûmeti’ni bir tarafa bırakıp Ankara'da bizimle görüşmek isteğinde bulunmaları ve herhangi bir meselede uzlaşmaları, o gün için sağlanması önemli siyasi bir faydaydı. Bu ateşkes görüşmesinde, millî sınırlarımız içinde olup Fransızlar tarafından işgal edilmiş bulunan bölgelerin tamamıyla boşaltılmasını açık ve kesin olarak şart koştum. Fransız delegeleri, bu hususta yetki almak üzere Paris'e gitmek mecburiyetini ileri sürdüler. Yirmi günlük ateşkes, bir bakıma daha esaslı bir anlaşma yapmak için yetki almağa zaman bırakmak gibi sayıldı. Efendiler, bu görüşme ve konuşmalarımızdan bende uyanan intiba, Fransızların Adana ve dolaylarını boşaltacakları merkezindeydi. Bu düşünce ve kanaatimi, Meclis'e ifade etmiştim. Gerçi Fransızlar, ateşkes süresi son bulmadan Zonguldak'ı işgal etmek suretiyle anlaşmanın yalnız Adana bölgesine ait olduğunu göstermek istemişlerse de, biz, bu hareketin ateşkesi hükümsüz kıldığı sonucuna vardık. Fransızlarla anlaşmamız bir süre geri bırakıldı.”

OSMAN TUFAN ANLATIYOR

Güney Komutanı Osman Tufan Paşa, anılarında, 20 günlük ateşkes ile ilgili olarak şu bilgilere yer vermiştir:

“…Bu sıralarda Ankara’dan –bizzat Atatürk’ten- gelen bir emirde, Fransızların ateşkes teklif ettikleri ve 20 gün süreyle ateşkesin kabul edildiği bildirildi. Bu ateşkes hükmüne göre Fransızlar Kozan’ı tahliye edeceklerdi. Ateşkes emri almadan önce Adana’dan uzun bir yürüyüş kordonu Tümlükale yönünde yolda olduğu görüldü. Baskınlarla her taraftan üzerlerine ateş edilerek durduruldu. Konuşmak için temsilci istediler ve ateşkes haberini verdiler. Ankara’dan da aynı konuda emir gelince tereddütlü hareketlerle inzibat gevşemeye başladı. Fransız kuvveti,  Kozan’a doğru ilerlemekte ve ateşkes şartlarını bozmaktaydı. Karşılık verince ateşkes içinde olduğumuzu bildiriyorlardı. Fransızlar Kozan’a girdi. Bir gece içerisinde Ermeniler dâhil bütün Kozan’ı boşaltarak güneye, Adana’ya doğru savuşup gittiler.”

03 HAZİRAN

03 Haziran günü 12’nci Kolordu Kurmay Başkanı Şemsettin Bey ve tercümanı Mühendis Ethem Bey ile birlikte Adana’ya geldi. Şemsettin Bey ateşkes şartlarını görüşmek için General Dufyo’yu ziyaret etti. Dufyo ile yapılan görüşmeden sonra Adana Vali Vekili Abdurrahman Efendi’yi de ziyaret etti. Şemsettin Bey, Abdurrahman Efendi’ye, Ankara TBMM Hükûmeti ile haberleşmesini, yazışmalarını Ankara ile yapmasını teklif etti. Ancak Abdurrahman Efendi bu teklifi kabul etmedi.

20 GÜN SAKİN GEÇMEDİ

20 günlük ateşkes dönemi sakin geçti denemez. Bölgede yaşayan Ermeni komitecileri ile Fransızlarla işbirliği yapan kişiler ateşkes yapılmasına karşı çıktılar. Onların korkusu, Fransa’nın Türklerle barış yapabilme ihtimaliydi. Bunlar, bu işgalin hiç bitmeyeceğini düşünerek Türklere olmadık eziyetleri ve hakaretleri yapıyorlardı. Ya şimdi barış yapılırsa! Kendilerinin hâli nasıl olurdu? Buralarda nasıl yaşarlardı?

Bunlar, 20 gün içinde Fransızlarla Türkler arasında bir yakınlaşma olmasından korktukları için tetikte duruyorlardı. Gerçi Fransız komutanlar bu duygulardan, Türklerle yakınlaşma fikrinden uzak olan insanlardı.

20 günlük ateşkesten yararlanan çiftçiler rahatlıkla harmanlarını kaldırdılar. Ama bozguncular boş durmadılar. Köylerine gidip gelen bazı Türklere saldırdılar. Fransız komutanların, “olay çıkaranları ağır şekilde cezalandırırız” demelerine rağmen, korkmadan olay çıkarmışlardır.

GENERAL DUFYO’DAN AÇIKLAMA

Silahların sustuğu ilk hafta içinde Adana çevresinde çok sayıda olay oldu. Bunların tamamı Fransız işbirlikçileri ve Ermeni komitecileri tarafından çıkarılmıştı. Olayların saklanamayacak kadar çok olması, Fransız yönetimini rahatsız etti. Ama bu rahatsızlıklarını, suçu Türklerin üzerine atarak gidermek istediler.

Tümen Komutanı Dufyo, büyük bir pişkinlik örneği gösterdi. Olayları çıkaran Ermeni haydutlarına ve kendi yerli işbirlikçilerine ses çıkaramadılar. Hem onlara söz geçiremediler, hem de cezalandırmadılar. Hâlbuki önceden yayınladıkları bildirilerde, olayları çıkaranları en ağır şekilde cezalandıracaklarını söylemişlerdi. Bir hafta içinde pek çok olay çıkaran yandaşlarını görmezden gelmeye çalıştılar.  Olaylar ise saklanamayacak derecedeydi. Öyleyse olay varsa, suçlu Türklerdir. Dufyo da böyle yaptı.

General Dufyo, Brémond ve Binbaşı Lözardi Adana Hükûmet Konağı’na geldiler. Adana’nın ileri gelenlerini toplantı salonuna getirtmişler, olaylar konusunda toplantı yapacaklar. Toplantıdan daha çok, kendileri söyleyecek, getirilenler dinleyeceklerdi. General Dufyo, her zaman olduğu gibi yine suçlamalara, tehditlere başladı. Söylediklerinin gelmeyenlere anlatılmasını istediği konuşması şöyledir:

“Bazı söylentiler üzerine şehirde heyecanlı bir hava olduğunu işittim. Sizi bunun için davet ettim. Söylentilerin dayanağı yoktur. Güya benim beyannamem ile 20 günlük ateşkes şartları arasında aykırılık varmış. Hâlbuki bunlar arasında hiçbir uyuşmazlık yoktur. Benim beyannamem ile şefim olan General Guro’nun tutumu arasında bir ayrılık görmek isteyenler, yanılıyorlar.

…Uyguladığım harekette aykırı bir durum bulunmamaktadır. Bunun Kemalistler tarafından çıkarıldığı kanısındayım. Vali Celal Bey’in buradan ayrılacağı gün, pek parlak bir uğurlama hazırlığı yapılacağını haber almıştım.  Celal Bey bundan sonra, buraya asla gelemeyecektir. O şimdi bindirildiği gemi ile denizde bulunuyor. Onun buraya gelebilmesi için, benim buradan gitmem gerekir. Oysa benim buradan gitmeye hiç niyetim yoktur. Beni buradan ayırmak isteyenler emin olmalıdırlar ki kendilerini güzel bir surette karşılamaya hazırım. Çetelere karşı hareketimiz kesindir. Bu konuda herkesi ezmeye niyet etmişimdir. Bu şiddeti, karşı cephede bulunan komutanlara da uygulamaya hazırım. 20 günlük tatil görüyorsunuz ki hiçbir siyasî amaca dayanmamaktadır. Bu ancak halkı hasat zamanında biraz rahata kavuşmasını sağlamak içindir. Ve samimiyetin hangi tarafta olduğunu göstermektedir. Bununla beraber görüyorsunuz ki karşı taraftan bize ara sıra tecavüzler olmaktadır.

Siz halkın ileri gelenleri ve büyüklerisiniz!

Hepinize rica ediyorum. Bunu ahaliye anlatınız. Yanlış fikirlere kapılmasınlar. Gerçeğin iç yüzünü bilmeyenlerin heyecana kapılmasını normal görürüm. Onun için sizi buraya davet ettim ki doğru olanı halka anlatınız. Gerek bu günkü gerek daha evvelki beyanlarımda belirttiğim gibi sırf iş ve güçleriyle uğraşsınlar, olur olmaz cereyanlara kapılmasınlar. Bunu siz sağlayabilirsiniz. Bunun halka lâyıkıyla anlatılmasını hepinizden ve özellikle herkesçe bilinen vali beyden rica ediyorum.

Efendiler! Sizi işinizden gücünüzden alıkoyduğumdan dolayı özür dilerim. Sözümü tekrarlamak isterim. Çarpışmaya 20 gün ara verilmesini karşı taraf teklif etmiştir. Sırf askerî nitelik taşır. Bunu herkese anlatınız. Özellikle buraya gelmekten korkanlara söyleyiniz. Her iki çorbadan birlikte yenilmez! Herkes yediği çorbayı bilmelidir. Endişe altında yaşamaktansa düşman olarak bulunmak daha iyidir. Ya dost, ya düşman! Bunun ikisinin arası olamaz. Bunu özellikle korkusundan buraya gelemeyenlere anlatmanızı rica ederim.”

FRANSIZLARIN DÜŞÜNCESİ

20 günlük ateşkes konusunda çeşitli yorumlar yapılmıştır. Türkler silahlanmış, sayıca çoğalmış, güçlenmişlerdi. Fransızlara karşı da iyi bir duruma gelmişlerdi. Her yönde Fransızlara üstünlük sağlamışlardı. 20 günlük ateşkes olmasaydı, belki de kurtuluşa bir adım kalmış olacaktı. 20 günlük ateşkesin yararlı olmadığını düşünenler olabilir. Bu yoruma açıktır. Artılarını, eksilerini iyi düşünmek gerekir.

Fransızlar arasında da değişik yorumlamalar oldu. Ama iyi değerlendirildiği zaman, bu 20 günün Fransızlara yararlı olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü ateşkesten yararlanarak önemli miktarda takviye kuvvet getirdiler. Durumlarını güçlendirdiler. Buna rağmen ateşkesin kendi zararlarına olduğunu söyleyenler de oldu. Bunlardan biri Piyer Redan’dır. Piyer Redan, “Kilikya’da Osmanlı Meselesi” adlı kitabında şu açıklamayı yapmaktadır:

“Kemalistlerle Beyrut’taki Fransız Yüksek Komiserliği arasında bir ateşkes anlaşması yapıldığına dair gelen haberler, Çukurova’da hayret uyandırdı. Pozantı henüz yeni düşmüştü. Osmaniye ve Sis (Kozan) kuşatma altındaydı. Adana, her taraftan baskı altında bulunuyordu. Bununla beraber durum hiç de kötü derecede değildi. Antep parlak surette ablukadan kurtarılmıştı. Osmaniye’den çıkan Loran imdat kuvveti, Amanos mevzilerini takviye etmişti. Bu açıdan 20 günlük ateşkesin sonuçları son derecede tahripkârdı.

O zamana kadar Çukurova’da yaşayan halk arasında umduklarını bulamayan, lojistik güçten mahrum olan Kemalistler birdenbire zarurî iaşelerine kavuşarak, âdeta galip duruma geldiler. Hakikatte doğuluları bizim düşüncemize değil, kendi zihniyetleriyle mukayese etmek lazımdır.

Kızılbaş, Alevî vs. gibi Rafızîler 1919 Kasımında kaybettikleri gizli varlıklarını, arkalarında bizi bulmak suretiyle tekrar ihya ettiler. O zamana kadar bize olan bağlılıklarını devam ettiren Çerkezlerin bir kısmı, dağlara çıkıp durumu oradan gözlediler. Bir kısmı Kemalistlerin, Fransızlardan daha güçlü olduklarına inanarak onlarla birleştiler. Bizi meydanda bıraktılar. Şunu da kaydetmek gerekir ki Çerkezler hiçbir zaman Fransızlara karşı askerî hareketlere karışmamışlardır.

Kürtlere gelince, ağalarının emirleri altında, kendi dağlarında kendilerini müstakil sayıyorlar ve bulundukları yerlere kim yaklaşırsa yaklaşsın ateş açıyorlardı. En sonunda bir Osmanlı ülkesi olan ve kontrolü altında bulunan Kilikya rejimini kabul eden Sünnî Türkler, padişahın ölüme mahkûm ettiği asilerle, Kemalistlerle ateşkes yaptığımızdan dolayı bizi şiddetle eleştiriyorlardı.

20 günlük ateşkes şartlarının ilanından sonra, Çukurova ahalisi üzerinde bir tepki görüldü. O zamana kadar yandaşımız olan ahali, mayıs sonundan itibaren genel bir dayanışma içine girdi.

Şehirlerdeki askerî birliklerimizin artırılması için, yeni Fransız birliklerinin gelmek üzere bulunduğunu sanan çekimserler ve tereddüdü olanlar, silahlarımızın kuvvetine olan bütün inançlarını kaybettiler. Yerli idarenin işlemlerine ve kararlarına evvelce gösterdikleri uyumu, Kemalistler yanında affedebilmek için bize karşı ayaklanmaya, yağmaya kalkıştılar.

20 gün süreyle imzalanan ateşkes, henüz Türklerin eline yeni geçmiş olan Pozantı’nın, Kozan’ın –Fransız askerlerinin ordugâh kurdukları- Antep’in boşaltılmasını şart koşuyorlardı. Bu yerleri Kemalistlere bahşediyorlardı.

Mersin’den İslâhiye’ye giden Bağdat demiryolu iki taraf arasında, esaslı surette sınır görevini görecekti.

Siyasi ve adi suçlular Kemalistlere geri verilecek, karşılığında onlar tarafından silahlı olarak esir edilen bir miktar Fransız askeri teslim alınacaktır. Bu değiştirme işlemi Yenice’de yapıldı. Kozan boşaltıldı. Oradaki Ermeniler Adana’ya göç ederek hoşnutsuzlukları sebebiyle bir huzursuzluk unsuru oldular.

Kemalistler, ateşkese hiç uymadılar. İncirli’ye hücum ettiler. Osmaniye’yi bombardımana tuttular.

Ateşkes şartlarını görüşmek ve düzenlemek üzere Adana’ya gelen Kemalist subayları ve özellikle bunların arasındaki Binbaşı Şemsettin Bey, son derece gururlu davranarak hakarete yönelik tutumlu olduğundan kendisi nazikâne bir surette uyarılmak istense de buna imkân yoktu. Kemalist tahrikçileri, özellikle savaşa devam etme eğilimindeydiler. Onlar hâkimiyetleri altında bulunan köylü çeteleri ve yağmacıları, bu tutumlarından dolayı önleyemiyorlardı. Bundan başka yerli halka, köylerine gidip gelerek işleriyle uğraşmaları için izin verdikten sonra onları yönlendirerek harekete geçirmenin mümkün olmadığını anladılar. Bu açıdan 18 Haziranda çarpışmalar tekrar resmen başladı.

Kemalistler, başaracaklarından emin olduklarını sanarak ateşkesin uzatılmasını hiçbir surette kabul etmediler.

Adana, onların kışkırtıcı darbesine maruzdu. Binbaşı Şemsettin Bey, bundan böyle artık Ankara’nın emirleriyle hareket edeceğini Adana Valisi Abdurrahman Efendi’ye bildirdi. Kendisinin de onlara bağlanmasını teklif etti.

Nusavriye eşrafından fakat pek asil bir Türk sayılan vali kendisine yapılan bu teklifi, Fransız Valisi Brémond’a bildirdi. Ve Kemalistlerin teklifini dikkate almadı. Bununla beraber İran Konsolosu İsmail Asaf’ın kışkırtmasıyla Adana il konağında tezahürat yapıldı. Bu tezahüratın önü Brémond’un aracılığıyla alındı.

İstanbul’daki İran sefirinden bilgiler almak üzere oraya gidip gelen İran Konsolosu Asaf Han, Fransızlara karşı durumunu değiştirip, açıktan açığa düşmanca hareketlere başladı. Bu yüzden vali konağından kovuldu. En sonunda Adana’dan firar ederek Kemalistlere katıldı.

18 Haziranda saat 23.30’da, yani ateşkesin bitiminden yarım saat evet Kemalistler, önceden ciddî bir surette hazırlamış oldukları birlikle Mersin’e hücum ettiler. Bu hücum, Mersin limanında bulunan savaş gemilerinin toplarıyla durduruldu.

19 Haziranda Mersin-Adana yolu tamamen kesildi. Burası ancak ekimde açılabildi. O zamana kadar Adana ile Mersin arasındaki postalar uçaklarla yapılabildi.

Haziranın 15’inci gününde Fransızların Mersin-Tarsus-İskenderun yönündeki bütün mevzilerini terk edeceklerine dair söylenti çıktı. Bunun maddeten imkânı yoktu. Kemalistlerin, böyle bir işe girişildiği takdirde cesaretleri artacaktı. Öte yandan Çukurova Hristiyanlarının hepsini tahliye etmek icap ederdi. Fransız ordularının ayrılmasından sonra imzalanmış anlaşmaya rağmen, 7-8 bin Ermeni’nin Maraş’ta öldürülmesi, askerlerimizin Urfa’da ihanetle boğazlanması, Kemalistlerin sözlerine güvenmemek gerektiğini gösteriyor. Bundan başka, bizim nüfuzumuza bağlı olan Müslümanların durumu da çok fena idi. Bu sebeple Anadolu’da bizim nüfuzumuzun sona ereceği, bize karşı beslenen saygının sonu olacağı düşünülüyordu.

Adana muhasarası başladı. Çukurova’da yiyecek maddelerinin azalması, sonunu iyi göstermiyordu. Telsiz telgrafla, bu tür kıtlık haberleri gelmeye başladı. Memleket ancak General Dufyo’nun inatla çalışması sayesinde iaşesini sağlayabiliyordu. General Dufyo çökmek üzere bulunan bir varlığı, her gün ufak tefek parçalarla yeniden inşa ediyordu. Bu elverişsiz şartlara rağmen General, maiyetinde bulunanlara enerji ve güven aşılıyordu.

Osmaniye ilçesi hariç olmak üzere Amanos garnizonlarının Adana’ya çekilmeleri kararlaştırıldı. Bu suretle iki tabur, genel ihtiyat görevini görebilecekti. Adana’yı baştanbaşa bütün Çukurova’yı kurtarabilecek kesin bir harekete teşebbüs edebilecekti.  …”

BRÉMOND’UN DÜŞÜNCESİ

Adana Askerî Valisi Brémond, anılarında 20 günlük ateşkes konusuyla ilgili olarak anlattıklarından, Piyer Redan’dan farklı düşündüğünü görmekteyiz. Adana Askerî Valisi Brémond, anılarında ateşkes konusunda şunları anlatmaktadır:

“Bu ateşkesin Kemalistler tarafından kabul edileceğini tahmin ve hayal edemezdik. Zira millî kuvvetlerin mayıs-haziran hatta temmuz ve ağustos ayının başına kadar şehri ellerine geçirecek derecede baskı altında tuttukları ve haftalarca korku içerisinde yaşattıklarını belirtmek gerekir. Bu bakımdan şehrin düşürülmesi düşmanın güçlü olmasından çok, bizim zayıf olmamızdan gerçekleşebilirdi.”

İSMAİL FERAHİM BEY TARSUS KOMUTANI 15 HAZİRAN 1920

Ahmet Yaşar Bey, Tarsus Bölgesi Komutanlığı görevinden ayrılınca yerine Binbaşı İsmail Ferahim (Şalvuz) Bey tayin edildi.

Binbaşı İsmail Ferahim Bey, Kurtuluş Savaşı’nda Kahraman Çukurovalılar kitabında göreve başlamasını şöyle anlatmaktadır:

“Tarsus Grup Komutanlığı tayin emrini aldığımın ertesi günü, 16.06.1920 tarihinde Yarbay Şemsettin Bey’le birlikte Tarsus Müdafaayı Hukuk Derneği’nin merkezi olan Karadiken ‘e geldik. Heyetle görüştükten sonra ben ayrıldım. Doğruca Tarsus grubunun merkezi olan Melemez köyüne giderek 17.06.1920 tarihinde emir ve komutayı ele aldım.

Göreve başladıktan sonra ilk işim grubu meydana getiren Tozkoparan, Demirbaş, Gökbayrak, Çeliktaş, Bozkurt, Selçuk, Kayıhan ve Tarsus Müfrezelerinin morallerini ve ellerindeki silahların muharebe kabiliyetini ciddi bir şekilde teftişten geçirmek oldu. Muayeneden geçirdiğim mevcut silahlar Rus, Osmanlı mavzeri, Hanri Martini, Alman Mavzeri, Fransız, Yunan Gresi, İngiliz ve daha çeşit çeşit silahlardan ibaret bir koleksiyon olmakla beraber, çoğu özelliğini kaybetmişti. Cephanemiz ise serbest savaş edebilecek vaziyette değildi. Fakat bu yoksuzluğa rağmen askerin morali oldukça yüksekti. Mersin ve Adana Cephelerinde olduğu gibi Tarsus Grubunda da müfrezeler, çeşitli zamanlarda Fransız kuvvetlerine, Tarsus kazasındaki düşman üzerine geceli gündüzlü baskınlar yapıyordu. Düşmandan silah, cephane, çadır, vb araç gereç yağmaladıkları gibi tek tük esir de alıyordu. Böylece Fransız kuvvetlerinin morallerini bozmaya çalışıyorlardı. 

Bu tür hareketler faydalı olsa da, bu kadarcık hareket ve tesir, bizim amacımızı tatmin etmiyordu. Bu sebeple emir ve komutasını yürüttüğüm gruptan azami derecede istifade etmek çarelerini düşünerek ciddi faaliyete geçmek gerekti. Fakat nereden ve ne suretle işe başlamak bizim için daha faydalı olacağını iyi düşünmek gerekiyordu.

Bu hususta hayalimde canlanan münakaşadan sonra, Tarsus’u elde etmek için önce Adana ve Mersin ile olan irtibatı kesmek suretiyle ovaya hâkim olmak bizim için çok önemliydi. Bunun için de önce Tarsus’un batısında yaklaşık 7 km uzaklıkta Hacı Talip Çiftliği’nden işe başlamak bizi başarıya ulaştırabilirdi.”

SAVAŞ HASTANESİ

Haziran 1920’de Adana Sağ Taraf Mıntıkası Komutanlığı kurulunca, Tarsus Cephesinde ve Manas (Beylice) köyünde bir hastane kuruldu. Başhekimi Doktor Tarsuslu Aziz (Köksal) Bey’di. yardımcısı yine Tarsuslu Doktor Varit (Yazgan) Bey’di. Terzi Ali Galip (Arkan), Tarsus’tan yüklü miktarda tıbbi malzeme çıkarmayı başarmıştı. Bu malzemenin yaralı ve hastalara büyük faydası oldu.

Doktor Aziz ve Varit Beylerin Sol Taraf Mıntıkası emrine tayin edil

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !